Türk Futbolu

Türk Futbolu

öyle yada böyle 2000 yılında uefa kupasının kazanan galatasaray’ı el birliği ile batırıp bugünlere getirdiler, o gece küme düşen sevilla ise sonraki seneler doğru yönetim sayesinde neredeyse her sene uefa kupasını kazandı, ülke insanının karakteristiğinin futbola yansımalarını yaşıyoruz, felsefemiz basit; birşey değerlendiyse önce hemen haddinden fazla yüceltip sonra hemen hızlıca anasını bellemeliyiz, onu aşağı çekmeli yada içini boşaltmalıyız. gs’nin de içini boşalttılar, isim vermeyeceğim kimler yaptı herkes biliyor zaten, mafya-siyaset-cemaat-yanlış yönetim vs. derken gs bu duruma geldi, stadyum inşaası bir sıçrama yapmalarına fırsattı ama onlar bu fırsatı ünal aysal+fatih terim iş birliği ile borca dönüştürdüler, şimdi 1.5 milyar tl borç + ffp anlaşması ve nispeten kalitesiz bir kadro var ellerinde, stadyum gelirleri ise uzun süre temlikli, enkazın kaldırılacağıda meçhul, kendi taraftarları bile mevcut yönetimden nefret edip onlara inanmıyor, kulübün liseli yapısı ise herşeyi daha da zorlaştırıyor.

seba sonrası beşiktaş şanslıydı, serdar bilgili gibi bir başkana ve harika bir yönetim kuruluna sahipti, hocası lucescu’da avrupanın en iyilerindendi, bjk camiasına kimya olarakta çok uygundu, peki ne oldu? 100. yıl şampiyonluğu sonrası lige ambargo koyacağını ön görüp aynı felsefe ile onunda anasını bellediler, hemde el birliği ile, basın-siyasiler-rakipler-yayıncı kuruluş bir olup ipini çektiler, lucescu kaçarak gitti resmen, beleş bilet aşığı megoloman bir taraftar grubuda sırf stadyumda yerini kaptırmamak için çanak tuttu buna, sonra demirin tuncuna insanın piçine kaldık, öyle mi ulan alın size demirören dediler, beşiktaş 25 sene birden geriye gitti, 9 yılda yaşananlar bjk taraftarı için en esaslı korku filmi gibiydi, film bitmeden uyanamadılar, taraftarları hala o travmatik dönemi atlatmaya çalışıyor ama artık nispeten tecrübeli ve daha bilinçliler kendilerini rejenere edebilirdiler, kulüp içindeki herşeyin hesabını soruyorlar, hatta zaman zaman fazla şüpheci ve gereksiz baskıcılar. beleş bilet aşıkları ise hala koltuk ve bilet peşinde koşuyor. yönetim tıpkı gs gibi hala enkaz kaldırmaya çalışıyor, mevcut yapıyla borçlar kapanmayacağı için yatırım yaparak kapatmaya çalışıyorlar, gs ile aynı hataya düşmeden stadyum faktörünü sıçrama tahtası olarak kullanmaya çalışıyorlar.

fenerbahçe ise tüm bu karmaşadan faydalanıp son 10 yılda lige ambargo koyabilirdi, gerçekten şaşkınım, abartmıyorum lyon gibi 6-7 sene üst üste şampiyon olabilirlerdi, çünkü arkasında hem harcama yapan güçlü iş adamları hemde çok ciddi para harcayan bir taraftar kitlesi vardı ama onlarında şanssızlığı aziz yıldırım oldu.
herşeyi sadece kendisi yönetmek isteyen, herşeyin en doğrusunu kendisinin bildiğini zanneden ve fb’yi herkesten daha çok sevdiğine gerçekten inanan birisinin başarılı olması mucizeydi. kimyaları ile uyuşan zico ve ersun yanal gibi adamları buldular aslında ama sözünü ve dişini geçiremediği hiçbir hocayı takımda tutmayan, türlü bahanelerle kovan, sırf rakipleri almasın diye değerinin kat kat üzerinde bedeller vererek ihtiyacı olmayan oyuncular alan, herkesle kavga eden ve sonunda kendi taraftarlarını bile stada sokmayan birisi yüzünden harcandı değerli adamlar ve yıllar, hatta ve hatta kulüp efsanesi alex de souza bile harcandıbu süreçte, 3 temmuz gibi gereksiz bir mevzuya bulaştırıldı fenerbahçe, diğer kulüplerde olduğu gibi berbat bir kongre yapısına sahip oldukları için seçimle yıkılması imkansız bir başkana sahipler, sonuçları ise ortada. rakipleri gibi 1.5 milyar tl borç ve sıkı bir ffp ambargosu.

daha ayrıntılı şeyler yazılabilir elbette, fakat olması gereken bu takımların birbirini ileri doğru itmesiydi, birbirlerini aşağı çekmesi değil. borç batağındaki dortmund’a borç veren bayern münih iyi bir rakip olmadan güçlenemeyeceğini biliyordu, bugün bayern tekrar eski bayern olduysa, alman futbolu çağ atladıysa bunu bu anlayışa borçlular, bizimkiler anlayamadı bunu, çözemediler, birbirlerini yiyip bitirdiler, görünen o ki devlet çok ciddi bir yardım yapmazsa bu saatten sonra bizim takımların bu borç yükü ve bu mantelite ile avrupalı olması mucize, anlık başarıları yerel olarak yaşarız ancak.

tabi bunda siyaset ve medyanın payı büyük, liyakat sahibi bir tff yönetiminin ışığı altında futbolu yönetmek varken ahbap çavuş ilişkisiyle yönettiler ülke futbolunu, yetmedi beşiktaş’ı iflasın eşiğine getiren adamı tff başkanı yaptılar, yayıncı kuruluşu gizli yönetici yaptılar, yayıncı kuruluş tff’nin görevlerini üstlendi, bugün alt liglerin maçları yayınlanmıyor, tüm maçlar aynı anda oynanıyor, bunun gibi bir sürü absürt şey var, mesela alt yaş kategorilerinin milli takımlarında 1 tane bile beşiktaş’lı oyuncu yok, beşiktaş’lı olduğum için söylemiyorum bunları, 1 tane gs’li yada fb’li oyuncu bile olmasaydı yine aynı soruyu sorardım, neye göre? kim seçiyor bunları?

türk milli futbol takımın hali zaten ortada, 2002 yılında yakalanan başarı tesadüf değildi, başarılı bir galatasaray etrafına bezenmiş fb ve bjk’li oyuncularla adil bir milli takım vardı, herkes sahip çıktı çünkü şenol güneş dürüst ve akıllı bir adam, bugün fatih terim’in adil ve tarafsız olmadığını herkes biliyor, kendisi bile söylüyor bunu, milli takıma alınanlar belli alınmayanlar belli, avrupanın en yüksek maaşını alan milli takım hocası 30 ülkeden 24’ünün katıldığı avrupa şampiyonasına katılmayı başarı olarak görüyorsa zaten söyleyecek birşey yok, işin içine prim mevzusu girince fatih terim’in yapabildiği tek şey olan gazlama mottosu da bir işe yaramadı, 4-5 sene de bir yeni milli takım jenerasyonu yaratıyoruz diye kandırıyorlar milleti, fakat başkan demirören ile körler sağırlar birbirini ağırlar modunda takılıyorlar, aferin devam.

birkaç cümlede medya ile ilgili söylemek lazım, kulüp başkanlarının maaşlı gazetecileri ve muhabirleri var bu ülkede, algı yönetimi yapıyorlar sürekli, hiç kıvırmayalım özellikle aziz yıldırım tekelinde bir spor medyası var, zaten fenerbahçe’de hala güçlü bir muhalefet olmamasının sebebi bu medya güdümü sayesinde. ülkede ki spor programlarının düzeyi “beyaz futbol” seviyesinde, 3 cümleyi bir araya getiremeyen adamlar ahbap çavuş ilişkisi sayesinde futbol yorumluyor önemli kanallarda, eee haliyle de ali ece, uğur meleke, rıdvan dilmen, mehmet demirkol, metin tekin, önder özen gibi donanımlı adamlar hemen farkını ortaya koyuyor, medyamız ne zaman kulüplerin güdümünden çıkıp tarafsız ve adil olma yolunu seçerse o zaman aklı başında bir spor izleyicisi kültürü oluşur, aksi halde deplasman yasakları, tribün kapatmalar vs. ergen ergen yerel ligimizde takılmaya devam ederiz.

Reklamlar

Transferler sonrası Beşiktaş 2016/17

Transferler sonrası Beşiktaş 2016/17

önce takımın mevcut yapısından bahsedelim; hepimizin bildiği gibi zaten iskeletimiz sağlam: “marcelo, fabricio, olcay, oğuzhan, atiba, q7” bu takımın bankoları, bu bankoların yanında bu oyuncularla oynama alışlanlığı olan “cenk, beck, necip, tolgay, frei, tosic, rhodolfo” gibi kaliteli oyuncular var, yani kısacası iskelet cidden sağlam, özellikle olcay-cenk-oğuzhan-necip bu takımın çimentosu, olcay’ı beğenmeyen bir kitle var, ben onlara kıçımla gülüyorum, kadronun nevi şahsına münasır tek oyuncusu olcay şahan’dır, gol atar, asist yapar, tek pas oyununda var, ayrıca kadrodaki tek fırsatçı kanat oyuncusu kimliğine sahip, bunlar yetmez deyip köpek gibi de koşuyor 90 dk boyunca, daha ne istiyorsunuz lan? ayrıca olcay-cenk-oğuzhan beşiktaş’lı kimliklerinden dolayı sahada hem rakibe, hem oyuna, hem hakeme isyan edebilen karakterler, bu çok önemli. şimdi bu iskelete yeni oyuncular eklendi tek tek bakalım;

fabricio : ismini anmak istemediğim ve dikkat ettiyseniz hiç anmadığım kaleci müsveddesinden çok daha iyi kalecidir izlediğim kadarıyla, hazırlık maçlarında da hazır olduğunu gösterdi, eğer burnunu biraz uzattırır ve kütüğünü trabzon’a aldırırsa banko oynar, aksi halde yine ağlak suratlı kovayı izleyeceğiz. bu arada fabricio’nun pas kalitesi gerçekten çok iyi, cordoba kadar değil ama yeterli seviyede, beşiktaş’ın pas oyununa çok uygun bu özellik.

gökhan gönül : türkiye’nin en iyi sağ beki, hücum ve savunma katkısı yüksek ve dengeli, bizim ön alanda topu kaptırdığımız zaman şok pres sistemimize en uygun oyunculardan birisi, tartışmasız çok iyi transfer, şenol hocanın mükemmeliyetçiliği yüzünden henüz forma şansı bulamadı, hazır olunca banko oynar, üstelik bedava:) (rotasyon oyuncusu andreas beck)

caner erkin : türkiye’nin en iyi sol beki, hücum katkısı mükemmel, şut tehdidi var, kenar ortaları öldürücü, savunması yeterli, zaten beşiktaş’ın oyun yapısında savunma gerekli son özellik, fizik olarak hazır olduğunda lige tecavüz eder, ayrıca sahada hırslı bir karakter daha olması bize lazımdı onu da tamamladık, üstelik beleşşş 🙂 (oyuncular değil camialar çirkeftir, dolayısıyla daha sakin ve olgun bir caner izleyeceğiz.)

adriano : kendisi için fazla birşey söylemeye gerek yok, beşiktaş’ın hücum ve pas oyunu için biçilmiş kaftan, her iki ayağını eşit kullanıyor, barcelona ve şampiyonlar ligi tecrübesi çok üst düzey, ortaları ve kesme şutları çok iyi seviyede, caner ile forma savaşı verecekler, bu bile çok önemli ayrıntı, üstelik sadece ve sadece 600 bin euro 🙂

talisca : kendisi bütün dünyaca kabul edilen wonderkid, portekiz liginde neler yapabileceğini gösterdi, genç yaşta olmasına rağmen şampiyonlar ligi tecrübesi de var, ölümcül şutör, ikiye birlerde var, fizik gücü yüksek, pasları iyi, sosa’ya nazaran kaleye daha yakın oynuyor, gizli forvet gibi, zaten bizde büyük ihtimalle les ferdinand etkisi yaratacak, yaratmazsa da kiralık zaten, geri gönderir seneye başka birini alırız.

aboubakar : o da talisca gibi wonderkid olarak çıktı piyasaya, amokachi’nin upgrade modelidir, porto’da ilk sezon çok iyi performans verdi, adı 30m euro’lara arsenal ile anılıyordu, şampiyonlar liginde 10 maçta 6 gol attı, patlamalı, güçlü, havadan çok etkili, caner-adriano-gönül-q7 kenar ortalarla çok gol attırır bence, bitirici vuruşları türkiye ligi için yeterli seviyede, zaten forma savaşını eto’o ve cenk ile yapacak bu bile mükemmel bir nüans. kendisine verilen parayı önemsemiyorum, çünkü zaten kaliteli bir golcü için minimum 3 milyon euro bandında maaş ödemeniz lazım, biz gomez’e 3.5 milyon veriyorduk, o yüzden pek bir değişiklik olmadı, kirasına pahalı diyenler gökhan töre ucuza gitti diyenlerle aynı, ironiye gel :))

gökhan inler : atiba’ya birşey olursa ne yaparız? diye soranlara cevap transferi, hem atiba hem tolgay hem oğuzhanı her türlü yedekler, hatta formayı alırsa şaşırmam, inatçı, dinamik, pasör, kuvvetli ve şutör bir oyuncu, şenol hoca’nın sisteminde süpernova gibi parlar, artık merkez bölgesinde kafamız rahat, üstelik italya ve ingiltere tecrübesi var, kendisine yaşlı diyenler atiba’dan 1 yaş küçük olduğunu unutmasınlar 🙂 üstelik beleşşş.

atınç nukan : gayet mantıklı bir hamle, uefa’ya bildirilecek listede “home grown” statüsü için alındı, ayrıca 1 sene almanya tecrübesi yaşadı, oyunu gelişmiştir, neredeyse 2 metre boyunda, şenol hoca oyun içinde özel dakikalar için imdat çekici olarak kullanabilir, bu bile yeterli.

aras özbiliz : şenol hoca’nın tedrisatından geçtikten sonra çok büyük işler yapabileceğini düşünüyorum, kanat oyuncusu almamış olmamız onun için büyük şans, çok teknik, şutör, duran topları iyi kullanıyor, drinling özelliği yüksek, bir şekilde takıma katkı yapacaktır, bedavaya alınmış olmasından dolayı risk arzetmiyor.

eto’o : henüz netleşmedi ama gelme ihtimaline karşın yazalım, zaten neler yaptığını ve nasıl bir oyuncu olduğunu anlatmaya gerek yok, beşiktaş’ta ne yapabilir onu yazalım; hiçbirşey yapmasa sadece soyunma odası ve yedek klubesinde bile faydalı olur, bakın altını çiziyorum eto’o dünyanın en büyük golcülerinden birisi, şampiyonlar ligini donunda sallamış bir adam ve gerçekten özel bir karakter, gelirse takım içinde liderlik anlamında çok büyük sıçrama yaparız. şenol hoca onu tek santrafor olarak yada forvet arkası olarak değerlendirebilir, geçen sene antalya’da birçok maçta forvet arkası oynadı.

şimdi sonuç olarak bu kadroya bir de stoper alınacağı söyleniyor, eğer stoper de alınırsa 2 tane kaliteli 11 çıkaracak bir kadromuz olacak, bence bu kadro hem lig hem şl için gayet yeterli durumda, şenol hocanın açıklamalarından bu yana 5 transfer açıkladık, stoper de yolda, sanırım artık hocanın yüzü gülüyordur. son transferlerle beraber takımda şampiyonluk yaşamamış oyuncu yok gibi, bu inanılmaz önemli bir ayrıntı, şampiyonluk tecrübesi demek eğer iyi takımsanız son haftalarda gelene geçene rahatça koymak demektir.

şenol hocanın 4-2-3-1 (yada siz buna 4-4-1-1 de diyebilirsiniz) sisteminden kesinlikle vazgeçmeyeceğini düşünüyorum, geçen yıl en büyük problemimiz kanat bekleriydi, artık 4 tane çok üst düzey bek oyuncusuna sahibiz, gomez’i eto’o ve aboubakar ile yedekledik, merkeze inler aldık, stoperde rhodolfo döndü, atınç geldi, 1 tane de stoper alacağız. bunların hepsini gayet cüzzi miktarda bedeller ile yaptık, yönetimi gerçekten kutlamak lazım, çok geciktik belki ama kalite anlamında çok önemli oyuncular aldık, artık bütün iş şenol hocanın maharetli ellerine kaldı.

ben bu sene de şampiyon olacağımızdan adım gibi eminim, şampiyonlar liginde de gruptan çıkacağımızı düşünüyorum, çıkamazsak bile büyük iz bırakırız. burda taraftarımıza düşen şu;

1- medyanın ve rakiplerin algı oyunlarına düşmeyin, her durumda takımın ve yönetimin arkasında durun.
2- haksızlıklara karşı sesinizi çıkarın, yeni mhk başkanı yusuf namoğlu ile birlikte hakemlerdeki gs’yi yukarı taşıma isteği 100 kat arttı, daha ilk maçtan belli ettiler bunu, sesinizi çıkarın, bize ve rakiplere atanan hakemlere karşı sosyal medya lobisi oluşturun, yorum yapın, kanıt gösterin, geçmişten örnekler verin.
3- stadı dolduruyoruz zaten ama gene de hatırlatayım, bilet alın 🙂
4- kartal yuvalarından alışveriş yapın, bütçeniz az bile olsa tişört, anahtarlık vs. bile alabilirsiniz.
5- en ufak kötü skorda umutsuzluğa kapılmayın, rakiplerimizi çok kötü günler bekliyor, zaten bugünden görebiliyoruz bunu, bu lige 5 sene boyunca ambargo koyacağız, seneye ffp bitiyor, anlayan anladı 🙂

Beşiktaş ve sezon öncesi.

Beşiktaş ve sezon öncesi.

geçen sene çok zor günlerden gelerek adeta stad ile beraber küllerinden doğan bir beşiktaş vardı, son 3 hafta hariç stadı olmamasına rağmen camia-yönetim-oyuncular-teknik kadro bütünleşmesi en üst seviyedeydi, eksiklerimiz olmasına rağmen birlik beraberliğimizi bozmayarak rakibimizin rekor transfer ücreti ödediği sezonda çok cüzzi bütçe ile kritik bir şampiyonluk kazandık, sadece kazanmakla kalmadık; hem ciddi bir gelir elde ettik hemde takımın iskeletini oluşturan genç oyuncuların büyük tecrübe kazanmasını sağladık, hemde rakiplerimizi kör kuyulara attık, siz bakmayın onların yaptığı transferlere, çok daha karanlık günler onları bekliyor.

avrupa’da ciddi maddi gücünüz yada populariteniz yoksa parlayan oyuncuları elinizde tutmak zor, bu durum birkaç takım hariç böyle, hele ki sürekli bombaların patladığı, darbe girişimlerinin yaşandığı bir ülkedeyseniz daha da zor.

dün şenol güneş’in açıklamalarından sonra bir kaos havası estirilmeye çalışılıyor, bu çok yanlış, beşiktaş camiası kaostan beslenen bir camia değil, biz huzur ve birliktelik yakaladığımız zaman başarılı olabiliyoruz, bu noktada hem yönetim, hem şenol hoca hemde taraftara büyük iş düşüyor, yapılması gerekenler basit.

1- mario gomez sevdasından acilen vazgeçilmeli, gitmek isteyip gidenin arkasından bu kadar yalvar yakar olmak beşiktaş değerlerine ve beşiktaş camiasına yakışmıyor, artık ağlaşmayı bırakalım lütfen rica ediyorum, bu kulüpte yeri dolmaz denilen herkesin yeri dolar, bugüne kadar da doldu. ayrıca mario gomez’in satışından kasamıza para girecek.

2- jose sosa zaten her sene arıza çıkaran bir adamdı, bu sene arızası pik yaptı, tutmak gerçekten zordu, yönetim beni bile şaşırtan çok sağlam duruş göstererek hemde kendisinin aklını çelen milan’a 7.5 milyon euro gibi harika bir fiyata sattı.
bundan 2-3 hafta önce sosa için 4 milyon euro’ya bile razı olan adamlar bugün yönetimi eleştiriyor, bu adamların derdi şenol hocanın da dediği gibi üzüm yemek değil bağcıyı dövmek, umursamayın onları !!!
(ayrıca bu oyuncunun alternatifleri arasında yeni transfer sayılabilecek tolgay arslan mevcut)

3- gökhan töre’yi bozuk olarak aldık ve tamir edip belli bir seviyeye getirdik, şenol hoca performansından memnun olmadığını bizzat söyledi, hal böyleyken 3 milyon euro gibi güzel bir bedele kiralayıp, 13 milyon euro gibi güzel bir opsiyon bedeli koyduk, şimdi töre kendisini ingiltere de ispatlarsa beşiktaş 13 milyon euro gibi harika bir para kazanacak, ispatlayamazsa töre haddini bilip kuyruğunu sıkıştırıp seneye yine kendini ispat etmeye oynayacak, var mı sorun? yok.
(ayrıca bu oyuncunun yerine bence potansiyel olarak en az onun kadar iyi aras özbiliz geldi, eğer yanılmazsam aras özbiliz çok büyük bir fiyata gidecek beşiktaş’tan)

4- ismail köybaşı beşiktaş kariyerinin %80’ini sakat geçirdi, bu kulüp kendisine her türlü desteği verdi, sadece geçen sene standart üstü bir performans gösterdi diye maaşının 2 katına çıkarılmasını istedi, beşiktaş’ta kendisine yol verdi, bu transferde beşiktaşlılar mutlu oldu, fenerliler ise üzüldü, demekki doğru yapıldı, var mı sorun? yok.

5- beşiktaş’ın sağ bek ve sol bek tercihleri münch ve ibrahim üzülmez’den beri inanılmaz eleştiriliyor, geçen sene çok uygun fiyata istikrar abidesi beck alındı, kendisi gayet beğenildi, bu sene onun üzerine gökhan gönül bedavaya alındı, sol beke ise barcelona’dan taraflı tarafsız herkesin çok beğendiği ve saygı duyduğu adriano alındı hemde neredeyse bedavaya, böylece beşiktaş beklerini şampiyonlar ligi seviyesine çıkardı, var mı sorun? yok.

6- beşiktaş’ın uefa ile yaptığı ffp anlaşmasının detaylarını bilmeden fikret orman ve yönetimini yerden yere vurmak resmen fırsatçılık, yönetimi en çok eleştirenlerden birisi benim, yönetimin elbette yanlışları ve eleştirilecek noktaları var (mesela free agent oyuncuların çoğunu imza parası vermeye yanaşmadığımız için kaçırdık) ama doğrular yanlışlardan daha fazla görünüyor, ffp ile ilgili ayrıntıları şuradan okuyabilirsiniz;

http://eksibesiktas.blogspot.com.tr/…ri-ve-ffp.html

7- beşiktaş uğur meleke’nin de söylediği gibi bir model olmaya çalışıyor, siz buna ister porto modeli deyin, ister monaco modeli deyin, ister benfica modeli deyin ama bugüne kadar türkiye’de hiçkimsenin yapmadığını yaparak model olmaya çalışıyor, ve diğer camialar (ezeli rekabetten kör olanlar hariç) buna gıpta ile bakıyor.

peki nedir bu model?

çok büyük potansiyele yada kariyere sahip fakat çeşitli sebeplerle (sakatlık, formsuzluk vb.) kariyerinde düşüş gösteren ve oynadıkları kulüplerin gözden çıkardığı oyuncuları alıp, tamir edip, yüksek performansından faydalandıktan sonra markette yüksek fiyata satmak.
(bkz: jose sosa) (bkz: gökhan töre) (bkz: demba ba)
bunun yanısıra altyapımızdan da iyi oyuncular çıkarıp, performans alıp iyi fiyata satmaya çalışıyoruz. (bkz: atınç nukan)

8- herkesin aksine bence şu an kadromuz transfer yapılmasa dahi türkiye ligindeki bütün takımların üzerinde, futbolda isim isim kıyaslama yapmak aptalların işi, ben sahada ne kadar kompakt bir takım olduğuna, oyun karakterine ve ne derece kaliteli olduğuna bakarım, hem süper kupada hemde olimpiyakos maçında takımı çok beğendim, üstelik bu takıma en az 4 transfer yapılacak, yapılmazsa hep beraber eleştirelim.

9- transfer yapılacak bölgeleri herkes zaten ezbere biliyor, santrafor, stoper, kanat oyuncusu, sol bek ve belki merkez ortasaha, şimdi elimizde 2.5 milyon euro + jose sosa’dan gelen 7.5 milyon euro + mario gomez’in satışından gelecek olan %50 bonservis bedeli var.
bu minvalde ben yönetim ve hocanın bu güzel parayla en kısa zamanda en doğru oyuncuları alacağına inanıyorum, öyle kaos falan yok yani beşiktaş’ta.

10- şenol hocanın dünkü açıklamalarına değinmek gerekirse bunun iki nedeni var bence; birincisi şenol hoca çok duygusal bir insan, dertlerini içine atıp bir noktada patlıyor, bunu kabul etmemiz lazım ve onu anlamamız lazım, dünkü demeçleri bir patlamaydı ama bence biraz gereksizdi. ikincisi teknik direktörler bazen son çare olarak basın üzerinden yönetimlerine mesaj gönderirler, bence dün bir mesaj gitti, abartmamak lazım, roportajı canlı izleyen birisi yazılanların doğru lanse edilmediğini anlar.

11- son olarak biz gelecek sene ffp belasından kurtuluyoruz, hele bu sene tekrar şampiyon olursak seneye en az 30-40 milyon euro transfer bütçesiyle gireceğiz, rakiplerimiz ise minimum 3 yıl daha ffp ile uğraşacaklar, zaten yaptıkları icraatlar da bunu gösteriyor, en basitinden fb’nin vitor pereira’ya minimum 8 milyon euro tazminat ödeyeceğini düşünüyorum, dolayısıyla önümüzdeki 5 seneye ambargo koyabilecek bir beşiktaş geliyor, kimsenin gazına gelmeyin, hocamıza ve yönetim kurulumuza birlik içinde sahip çıkalım, basındaki algı fahişelerinin sözlerine kulaklarınızı tıkayın, hepsi satılmışlar.

Euro 2016 Fransa Milli Takımı

Euro 2016 Fransa Milli Takımı

Euro 2016 ile ilgili ilk yazımı Fransa milli takımı üzerine yazmak istedim. Aslında bunun birkaç nedeni var; birincisi Fransa milli takımına Zidane, Petit, Thuram, Henry, Vieira gibi oyuncular sayesinde yıllardır duyduğum sempati, ikincisi bu turnuvanın bana göre favorisi olmaları, üçüncüsü ise bu yıl gerçekten inanılmaz bir jenerasyon yakalamaları.

Yukarda saydığım oyuncular aynı turnuvalarda birlikte oynama şansına eriştiler, aynı jenerasyonun oyuncularıydı bunlar, hatta ek olarak Marcel Dessailiy, Youri Djorkaeff, Robert Pires gibi efsane isimleri de düşünebiliriz. Bu jenerasyon 1998 yılında Dünya şampiyonu oldu, 2000 yılında ise Avrupa şampiyonu oldu, 2 yıl üst üste inanılmaz bir başarı yakaladılar, 2001 ve 2003 yılında Fifa Konfederasyon kupasını kaldırdılar. Bu başarılara kadar Fransa’nın Avrupa ve Dünya şampiyonalarında büyük bir başarısı yoktu.

Fransa milli takımı bu başarılardan sonra yeni bir jenerasyon yakalayana kadar çok fazla zaman kaybetti ve düşüşleri sert oldu, bunda klüp bazında yaşanılan başarısızlıkların etkili olduğunu söyleyebiliriz, mesela bu tarihten sonra sadece 1 kez Zidane önderliğinde 2006 Dünya kupası finalini oynayabildiler, bunun dışında dişe dokunur bir başarıları yok, hatta büyük bir başarısızlık söz konusu. 2008 Avrupa şampiyonası’nda ise Hollanda ve İtalya karşısında alınan farklı yenilgilerin ardından daha ilk turda 1 beraberlik ve 2 mağlubiyetle veda etmek zorunda kaldı. Turnuvada Fransa 1 gol atıp 6 gol yedi.

Bu turnuvaya dönecek olursak başta da söylediğim gibi Fransa her mevkide müthiş bir jenerasyon yakaladı, kadroya giremeyen oyuncular bile turnuvada çok önemli işler yapabilirdi, bunları tek tek inceleyeceğiz. Öncelikle Euro 2016 geniş kadroyu yazalım;

Kaleciler: Benoit Costil, Hugo Lloris, Steve Mandanda. Defans: Lucas Digne, Patrice Evra, Jallet, Laurent Koscielny, Jeremy Mathieu, Bacary Sagna, Mamadou Sahko, Raphael Varane.Orta Saha: Yohan Cabaye, Lassana Diarra, Kante, Matuidi, Paul Pogba, Mohammed Sissoko.Forvet: Coman, A.P Gignac, Olivier Giroud, Antoine Griezmann, Martial, Dimitri Payet.

Takımın kalesinde Tottenham’ın yıldızı Hugo Lloris olacak, kendisi dünyanın en iyilerinden biri olduğunu daha önce ispatladı, bu mevkide sorun yaşamayacaklardır, Lloris hem maç kurtaran hemde kolay kolay bireysel hata yapmayan bir kaleci.

Fransa milli takımında savunma çok tecrübeli ve büyük takımlarda oynayan isimlerden oluşuyor, genç olmasına rağmen klüp bazında Avrupa arenasında yüksek maç tecrübesi olan Koscielny ve Digne gibi oyuncuların yanında çok sayıda uluslararası maç tecrübesine sahip Evra,  Sakho, Jallet ve Sagna gibi isimler var, aslında Fransa’nın zayıf karnı savunması olarak görünüyor, özellikle Varane’nin sakatlığından dolayı turnuvayı kaçıracağı açıklandı, eğer uyumlu bir ikili yakalayabilirlerse daha az sorun yaşayacaklardır. Burada Koscielny ve Sakho’nun performansı çok belirleyici olacaktır.

Ortasaha bölgesinde turnuvanın bireysel olarak bakıldığında açık ara en iyi takımı Fransa. Dünya futbolunun yeni süperstarı Juventus’lu Paul Pogba, Leicester City’i şampiyon yapan adamlardan birisi olan ve yorulmak nedir bilmeyen N’golo Kante ve PSG’nin süper dinamosu Matuidi’den oluşan bir ortasahayı ancak playstation kadrolarında kurabiliriz, tabi bu üçlünün uyumu ve takım içindeki görevleri çok önemli olacak. Bu noktada Pogba’nın çok özel bir oyuncu olduğuna değinmeden geçemeyeceğim, Zidane sonrası oluşan boşluğu doldurabilir mi bilmiyorum ama bunu yapabilecek potansiyelinin fazlasıyla olduğunu düşünüyorum.

Bunlar dışında Westham United’da harika bir sezon geçiren ve milli takımda da oldukça başarılı bir form tutan Dimitri Payet ve oyun sıkıştığında imdat çekici olarak başvurulacak Yohan Cabaye turnuvaya damga vurabilir.

Fransa milli takımının hücum bölgesindeki en büyük silahı ve bence çok özel bir oyuncu olan Karim Benzema sakatlığı yüzünden turnuvayı kaçıracak, ben yokluğunun büyük oranda aranacağını düşünüyorum fakat buna rağmen hala harika bir hücum hattına sahipler; Atletico Madrid’te süper bir sezon geçiren ve devlerin radarında olan Antoine Griezmann, Arsenal’in pivot santraforu Oliver Giroud ve Manchester United’in çok büyük paralar vererek aldığı yeni yıldızı Martial turnuvada dikkat çekecek olan isimler. Bu oyuncuların oyun karakteristiği ve oyun yapıları farklı olduğu için Fransa müthiş bir hücum zenginliğine sahip olacak. Bayern Munih’te yıldızı parlayan genç oyuncu Kingsley Coman’ın neler yapabileceği ne kadar süre alabileceği de benim için merak konusu.

Sonuç olarak Fransa milli takımı 449 Milyon Euro’luk bir değere sahip ve turnuvanın en büyük favorilerinden birisi, ama sahada gösterecekleri uyum çok önemli, ne kadar takım olgusuna sahip olduklarını hep beraber göreceğiz, tekrardan Karim Benzema’yı çok arayacaklarını düşündüğümü belirteyim ama özellikle bu kadro içinde Pogba ve Payet’in performansları belirleyici olacaktır.

 

 

 

 

 

Şampiyonluk üzerine…

Şampiyonluk üzerine…
Aşağıdaki resimde gördüğünüz tweet’i 10 Temmuz 2015 günü Fenerbahçe’nin sansasyonel transferlerine istinaden yazmıştım, saolsun oyuncular, Şenol hoca ve yönetim beni mahçup etmedi, ve tabi ki muhteşem taraftarımız da öyle.Tüm sene boyunca karşımızdaki karanlık adamın masa başı oyunlarını bozmak için hem sahada hem sosyal medyada inanılmaz bir efor sarfettik, neredeyse hepsi olumlu sonuç verdi, suyun yönünü beraber değiştirdik.
Adsız
Bu şampiyonluk rabinin 80 milyon euro harcadığı ve elinde medya ordusu ve lobi gücüne sahip olduğu sezonda çok düşük bütçe ile, stadsız göçebe şekilde, lobisiz, doğru planlama, doğru hoca ve inanmışlıkla neler yapılabileceğinin en güzel örneği, “Bu sene o sene, bundan sonra her sene.” diye boşuna söylemedik.
Artık Şeref’imiz ve Hakkı’mızla kazandığımız harika bir şampiyonluk ve cehennem çukuru gibi muhteşem bir stadımız var, şampiyonluk apoleti takmış pırıl pırıl genç oyuncularımız ve daha büyük umutlarımız var, şampiyonluğu doya doya kutlayın, bayraklarınızı asın, tadını çıkarın.
Gelecek sene bu kupayı yine kaldıracağız, şampiyonlar liginde de kıvılcım gibi parlayıp gelecek yıllar için neler yapabileceğimizi göstereceğiz, kimsenin şüphesi olmasın Beşiktaş’ın altın çağı başlıyor, bu şampiyonluk ve Vodafone Arena bizim için yeni bir çağın başlangıcı olacak.
Bu şampiyonlukta büyük emeği olan ve unutulmaması gereken isimler var; Önder Özen’e, Demba Ba’ya, Atınç Nukan’a, Ersan Adem Gülüm’e sonsuz teşekkürler.

Beşiktaş ve Bireysel Hatalar

Beşiktaş ve Bireysel Hatalar

Beşiktaş ayağına gelen 3 kırılma maçında da işi bitirme fırsatı yakalamasına rağmen bunu başaramadı. Fenerbahçe, Kasımpaşa ve Akhisar bu maçlarda bahsedilenin aksine takım savunması ve kötü oyundan ziyade birazdan vurgulayacağım “bireysel hatalar” yüzünden istenileni alamadı.

Beşiktaş’ın akan hücum oyununda kompakt yapısını bozan yegane şey; bireysel hatalar. Birçok kişinin aksine ben takım savunmasında problem olduğu fikrine katılmıyorum çünkü zaten Beşiktaş’ın oyun kurgusunda takım savunması diye bir olgu yok, Beşiktaş her bölgedeki oyuncularıyla sürekli hücumu düşünen, topun sürekli kendisinde kalmasıyla sürekli gol arayan, kaybettiği topları önde baskı kurarak tekrar kazanmak isteyen bir takım hüviyetinde, dolayısıyla savunma yapması gereken anlar zaten kısıtlı oluyor, bu anlarda Şenol Güneş bu zaafı bildiği için oyuncularından dikkatli ve konsantre olmalarını, topu tekrar kazanmak için diri kalmalarını istiyor, ama savunmada kesinlikle takım bütünlüğü yok, takım sezon başından beri bu konu üzerine kendini geliştiremedi, zaten geliştirseydi 5 hafta önce lig biterdi, buna rağmen yine bitebilirdi fakat toplamda 5 sezonda yaşanması gereken bireysel hata oranı 1 sezonda yaşanınca bu noktaya geldik.

Sezon genelinde yaşanan bireysel hataları yazmaya vaktim ve kelimelerim yetmez ama kırılma maçlarını yazayım; Kasımpaşa maçında iyi oynarken ve 1-0 öndeyken önce Beck ve Necip’in bireysel hatasıyla gelişen pozisyonda kaleci Boyko kapattığı köşeden hatalı golü yiyince yine moral olarak takım toparlanamadı, üstüne de Rıza hocanın ekstra motivasyon ve oyunu kilitleme taktiği devreye girince en kritik maçlardan birinde mağlup olduk.

Bir sonraki kırılma maçında Akhisar gibi bir takımı 45 dakika cezasahasına sokmadı Beşiktaş takımı, fakat Akhisar maçında 44. dakika da yine aynı hastalık nüksetti ve bireysel bir hatalar silsilesiyle penaltıya neden oldu. Önce İsmail gereksiz bir faul yaptı, ardından Alexis ceza sahasında eller havaya yapınca skor soyunma odasına giderken 1-1 ile dengelendi, bir takım için soyunma odasına gitmeden gol yemek olabilecek en kötü senaryolardan birisidir.

Beşiktaş takımı duygusal oyunculardan kurulu olduğu için bireysel hatalar tüm takımı psikolojik olarak etkiliyor, buna rağmen ikinci yarının hemen başında skoru 2-1’e getirmeyi başardık, o dakikadan sonrada Akhisar’ın ciddi bir tehlikesi de yoktu, taaa ki bu kez de Oğuzhan’ın kritik bölgede hatalı göğüs stop yapışıyla kaptırılan top 3 pasta kalemizde gol olana kadar.Sonrasında ise panik başladı, bu panikten Şenol hoca da nasibini almış olacak ki hatalı oyuncu değişiklikleriyle resmen oyunu Akhisar’a hediye etti, 3. gol bu kez bir oyuncunun değil 3 oyuncunun toplam bireysel hatasından geldi; İsmail’in kısa düşen geri pasına Alexis kötü müdehale edince, Tolga ben bu kadar hatayı sonuçsuz bırakmam deyip sahalarda ender görülen bir golü kalemizde gördük, fakat bu hata Tolga’ya yetmemiş olacak ki 5 dakika sonra yine kısa düşen bir vuruş yapınca boş kaleye süzülen top direkten döndü, o direkten dönen top bizi şampiyon yapmış olabilir, bunu ilerleyen haftalarda göreceğiz.

Hatırlarsanız ligin ilk yarısında da Akhisar hiçbirşey oynamadan Tolga’nın hatalı yediği 2. golden sonra galip gelme şansını yakalamıştı, dikkat ettiyseniz bütün hataların başrolünde Tolga var, bu konuda artık söyleyecek bir söz bulamıyorum.

Şimdi dönüp bu maçlara baktığınızda üstün oynayan, sürekli pozisyon bulan, topla oynama, ikili mücadele kazanma gibi bütün istatistiklerde üstün olan takımın en kritik maçlarda yediği gollerin tamamen bireysel hatalardan kaynaklandığını görebilirsiniz, peki bu oyuncular neden bu kadar çok bireysel hata yapıyor sorusunun cevabı nedir? -bu konuda Güntekin Onay’a katılıyorum ben, diyorki; yaptığı işten endişesi olmayan, bulunduğu konumun kendisinin hakkı olduğuna inanan ve yeteri kadar çalışan profesyonel oyuncular bu tür hatalar yapmaz, yaparsa da bu çok nadir olur.

Ama bakıyoruz bu saydığımız oyuncuların bireysel hata dosyaları çok kabarık, özellikle İsmail, Tolga ve Alexis için birçok pozisyon var yukarda bahsetmediğim, mesela sadece İsmail’in Trabzon maçındaki kritik pas hatalarını videolu göstermeye kalksak kısa film çekeriz, Trabzon çok kötü bir takım olmasa o gün o hataları asla affetmezlerdi, bir başka örnek Alexis’in Fb maçında Ozan Tufan’a inanılmaz bir hata ile kaptırıp yedirdiği 2. gol var, bu gol bize ikili averajı kaybettirdi, bir stoperin böyle bir hata yapması asla kabul edilebilir değildir.

Bunun gibi birçok oyuncu ve örnek verilebilir, Beşiktaş çok iyi oynadığı sezonda, Avrupa devleriyle istatistik olarak kapıştığı bir sene de bazı oyuncuların bireysel hata performanslarının çok yüksek olması yüzünden hala şampiyonluğunu ilan edebilmiş değil, bu futbol ile çoktan ilan etmiş olmalıydık, Beşiktaş yönetimi sözleşmesi biten oyuncuları bu yönüyle ele alıp bazı oyuncularla asla sözleşme yenilememelidir.